- Asıl adı Hasan Tutal olan Devrani, 1928 yılında Sivas İli, Şarkışla İlçesi, Emlek Hüyük Köyü’nde doğdu. Kendi deyimiyle doğduğu evde ne ışık, ne yol, ne gaz, ne tuz, nede odun-kömür varmış. Kışın ocakta, sobada tezek yakılan köyde, çoğu insanlar sıcak oluyor diye yaza kadar ahırda kalırlarmış. Hatta ozanın kendiside ahırda doğmuş. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Devrani Ş. Merzubani Veli soyundan gelen Ahıoğulları sülalesindendir. Ozanın babası Ferhat, Ali Ağa’nın yedi çocuğundan biridir ve çobanlıkla geçimini sağlamıştır. Annesi Kibar hanım ise İlyashacı Köyü’nden Kürkçüoğulları sülalesindendir. Ozan üç erkek kardeşten en küçüğüdür.
- Çocukluk yılları yoksullukla geçen Devrani, amcaları Seyit Ağa ve İbrahim Ağanın yanında cemlerde edep erkanı, türküyü, şiiri ve sazı öğrenmiştir. Askerden önce şiir yazmaya başlayan Devrani’ye, kendi köylüsü Kul Sabri’nin şiirleri yol gösterici olmuş, Aşık Veysel’in yakın köylüsü olması ve Ali İzzet Özkan’ın komşusu olması nedeniyle bunlardan esinlenmiş, yazdığı şiirleri bu ozanlara okuyarak onların eleştirilerini istemiş, düzeltmelerinden yararlanmıştır. Askerde tek böbreği ameliyatla alınan Devrani, askerden erken terhis edildikten sonra köyüne gelmiş ve Yeter hanımla evlenmiş ve bu evlilikten 5 çocuğu dünyaya gelmiştir.
- 1950 li yıllardan itibaren dedeliğe ve aşıklığa başlamış, “Ahıoğlu” mahlası ile şiirler yazarak ilk kitabı olan “Dergaha Varış” ı 1963 yılında çıkarmıştır. Daha sonra sazı omzunda bütün yurdu diyar, diyar gezmiş ve bir ara İran, Irak, Suriye,’deki Alevilerce kutsal kabul edilen yerlere ve Almanya, Avusturya, Yugoslavya’yadaki, alevi-bektaşilerin yoğun olduğu yerlere giderek, oradaki insanlara alevi kültürünü ulaştırmıştır. 1968 yılına kadar “Ahıoğlu” mahlası ile şiir yazmış, bu yıldan sonra Ali İzzet Özkan’ın önerisiyle “Devrani” mahlasını kullanmaya başlamıştır. 1972 yılına kadar köyde ikamet etmiş ve bu tarihten sonra çocuklarını okutabilmek için evini Ankara’ya taşımıştır. 1968 den itibaren TİP, TÖS v.b. toplumsal örgütlerde Fakir Baykurt, Mehmet Ali Aybar gibi aydınlarla tanışmış ve şiirlerinde, tam bağımsız bir Türkiye’yi savunarak işçi- patron, köylü- ağa arasındaki ekonomik çelişkileri, toplumsal sorunları dile getirmiştir. Bir müddet okullarda Aşık Veysel, Ali izzet Özkan, İzzet Savaş, Abuzer Karakoç, Abdullah Papur gibi ozan ve aşıklarla edebiyat derslerinde şiirler okumuş, konserler vermiştir. Zaman, zaman şiirleri ve okuduğu türküler nedeniyle gözaltına alınmış ve sorgulanmıştır.
- 1968 yılında “Uyanalım”, 1974 yılında “Gerçek Ozan Susmaz” ve 1991 yılında “Yırtık Aba” adıyla 3 kitap daha çıkarrmış olan Devrani, her yıl Hacıbektaş’a giderek törenlerde yarışmalara katılmıştır. Küçük yaşlardan beri sağlık sorunları olan Devrani, 20.02.1993 tarihinde Ankara’da hayata gözlerini kapamıştır.
- Devrani’nin çeşitli tarihlerde yazdığı şiirlerde, Tasavvufu, Hacıbektaşı,, Gurbeti, Yoksulluğu, Yurt sevgisini, Atatürk sevgisini, Milli mücadele ve Cumhuriyeti işlediği görülmektedir. Bu şiirlerden bazıları aşağıda olup bunlardan bir çoğu türkü olarak kasetlere, CD lere sanatçılar tarafından okunmuştur. |
BABAMA |
Babam giyer idi yırtık abayı
Bacağına bir don bulmadan gitti
İsterdi dünyada mutlu olmayı
Bir yorgan bir döşek almadan gitti
Ederdi bizlere öğüt nasihat
İçinde sevgisi var idi kat, kat
Atardı bir palaz derdi oğlum yat
Bir yorgan bir döşek almadan gitti
Bizlere baktıkça için çekerdi
Ah eder gözünden yaşlar dökerdi
Dev vücudu yoksulluktan çökerdi
Yanağında güller solmadan gitti
Misafir severdi hanedar idi
Ne yazık ki maddiyattan dar idi
Devrani der yaşaması zor idi
Yarasına merhem çalmadan gitti |
|
DERGÂH’A VARIŞ |
Bin dokuz yüz altmış Dergâh’a vardım
Birinci kapıdan girdim çok şükür
İkinci kapıda aslan ağzından
Hakikat abdestim aldım çok şükür
Üçüncü kapıda Divan’a durdum
Dördüncü kapıda secdeye indim
Açıldı kapılar kırkları gördüm
Meydana yüzümü sürdüm çok şükür
Dolandım kırkları girdim Hünkar’a
Ol erenler Pir’i Şah-ı Merdan’a
Medet müğret dedim durdum didara
Hacet namazımı kıldım çok şükür
Nur ile münevver ol kerem kani
Aslı Şah-ı Merdan İbrahim Sani
Bağışla suçumu ceddinin kari
Külli günahımı bildim çok şükür
Bağışlamak düşer senin şanına
İhsan eyle Dergahında kuluna
Devrani günahın aldı eline
Arz edip kapına geldim çok şükür
(1960)
|
|
CİSMİMİZ VARDIR |
Sormaya ne hacet bizleri sofu
Ta ezel künyede ismimiz vardır
Dünya kurulmadan yüz binyıl evvel
Ol yeşil kandilde cismimiz vardır
Kandilin içinde nur olan biziz
Lah mekân elinde sır olan biziz
Cümle ululardan ulu olan biziz
Bil cümle eşyada vasfımız vardır
Hikmet deryasına yelken açmışız
Tevallayı Tebarradan seçmişiz
Kanat vurup Cibril ile uçmuşuz
Men arif sırrında keşfimiz vardır
Miraçta kelamı bizler vasfettik
Şir donuna girdik hatemi yuttuk
Kendimiz mancıkla havaya attık
Dört Kitap içinde lafsımız vardır
İlmi Cavidanı virt eden biziz
Tur’da len tanrıyı halk eden biziz
Devrani, dünyayı terk eden biziz
Edep, hayâ, erkân hıfzımız vardır
(1961)
|
|
EMLEK OZANLARI |
Âşıklar diyarı Emlek Köyleri
Agahi, Kemter’i, Veli’si vardır.
“Mühür Gözlüm” ile ün yapan ozan
Özkan’ı İzzet’i Ali’si vardır
Veysel’in sesinden tabiat coşar
Sular dalgalanır bendinden taşar
“Kara toprak” ile ebedi yaşar
Âşıklar Serdarı ulu su vardır
Sabri, sazı ile yurtları gezmiş
Bilim deryasında çırpınmış yüzmüş
Hüseyin ile Kanber gör neler yazmış
Aşkın badesinden dolusu vardır
Halkın dertlerini dile getiren
Gözünün yaşını sele getiren
Mecnun gibi Leyla’sını yitiren
Âşık Devrani gibi delisi vardır
|
|
BİZİM |
Vilayetim Sivas, kazam Şarkışla,
Âşıklar diyarı ilimiz bizim.
Pir’imiz Pir Sultan, önderimizdir,
Hakikate bağlı elimiz bizim
Âşık Serdari’nin talebesiyiz
Tuzlalı Şevki’nin bir zerresiyiz
Sefil Selimi’nin hak nefesiyiz
Hakkı zikreder dilimiz bizim
Ruhsati âşıkların serdarı
Feryadi kalırmı bunlardan geri
Koca Talibi’nin bellidir yeri
Coşar boz bulanık selimiz bizim
Hasan Yüzbaşıoğlu benim yoldaşım
Durmuş Çetinkaya dost arkadaşım
Veysel ile Ali İzzet’dir haldaşım
Hazin, hazin öter telimiz bizim.
Gönül arzu eder İzzet Savaş’ı
Anasından doğdu belalı başı
O da Devrani’nin dert arkadaşı
Açılmadan soldu gülümüz bizim.
|
|
BÖYLE YAZDIM |
Kağıdım taş, kalemim taş
Ben şiiri böyle yazdım
Yalanım yok inan gardaş
Ben şiiri böyle yazdım
Dağ başında geze, geze
Toprakları çize, çize
Kabuklara yaza, yaza
Ben şiiri böyle yazdım
Kevenleri söke, söke
Sırtım ile çeke, çeke
Çamurlara çöke, çöke
Ben şiiri böyle yazdım
Çiğdem, nevruz eşe, eşe
Yalın ayak koşa, koşa
Ayağım değdikçe taşa
Ben şiiri böyle yazdım
Devrani der ağlayarak
Gözyaşlarım çağlayarak
Pir Sultan’dan söyleyerek
Ben şiiri böyle yazdım
(1989)
|
|
ÖZGÜRLÜK YELİ |
Başımda eserken özgürlük yeli
Kula kulluk etmek zor gelir bana
Ben halka adadım bendeki seri
Girecek hücreler dar gelir bana
Demir ökçe sınıfımı ezerse
Milyonlar aç patronlar tok gezerse
Bir ozan gerçeği tersten yazarsa
Ayıptır dostlarım ar gelir bana
İşçinin eline geçerse mühür
Kara günler sonsuzluğa gömülür
İnsanlarım mutlu, topraklarım hür
Güneş yüzlü güzel yar gelir bana
Vatanıma yad el ayak basarsa
Bayrağını burçlarıma asarsa
Bunu gören gözler diller susarsa
Devrani bunları vur gelir bana
|
|
ÂŞIK VEYSEL’E |
Ünlü ozan Âşık Veysel, toprağı
Methetmişte söyleniyor dillerde
Başı bulutlara değen kaleyi
Fethetmişte söyleniyor dillerde
Karanlık dünyada geçmiş yılları
Tabiatta kucaklaşır kolları
O sonu gelmeyen uzun yolların
Kat etmişte söyleniyor dillerde
Herkesin kalbine yapmış köşkünü
Hayran etti Devrani’yi şaşkını
Kırbaçlamış şahlandırmış aşkını
At etmişte söyleniyor dillerde
|
|
OLA |
Bizim köyün yamacından
Acep karlar kalktımı ola
Kevenlerin diplerinden
Göbelekler çıktımı ola
Hüyük’ten iner sürüler
Koyun kuzu ne hoş meler
Yalan oldu geçen günler
Yar yoluma baktımı ola
Beserek’te duran var mı
Güldede’nin başı kar mı
Yavrularım ahu zar mı
Gözyaşları aktımı ola
Devrani der kambur felek
Sana kabul olmaz dilek
Omzunda kazma kürek
Bizim evi yıktımı ola
|
|
BİR YANDA |
Şimdi bizim eller yaylaya göçtü
Koyunlar bir yanda yozlar bir yanda
Sulağın başına kuruldu demler
Kemanlar bir yanda sazlar bir yanda
Güzeller halayın başından tutar
Herkes sevdiğine cilve naz satar
Tenhalarda gözün kırpar kaş atar
Gelinler bir yanda kızlar bir yanda
Ninni sesi gelir oymaklarından
Dersim ballar akar dudaklarından
Kırmızı gül açar yanaklarından
Edalar bir yanda pozlar bir yanda
Obaları Beserek’e yaslanır
Gökkuyu’dan çobanları seslenir
Her tarafı çiçeklerle süslenir
Baharlar bir yanda yazlar bir yanda
Ağustosta serin olur havası
Sarp kayalar, kartalların yuvası
Devrani yeşerir dağı ovası
Dereler bir yanda düzler bir yanda
|
|
MUSTAFA KEMAL |
Samsundan parladı bir mavi yıldız
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Sene bin dokuz yüz on dokuz mayıs
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Vatan parçalanmış bölünmüş idi
Pay olup düşmana verilmiş idi
Yurdun her yanına girilmiş idi
Dediler geliyor Mustafa Kemal
İlk kongre Erzurum’da kuruldu
Toplandı Dadaşlar “karar” verildi
Ya istiklal ya da ölüm denildi
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Ülke batmış idi tüm kara yasa
Herkesin içinde acı bir tasa
Dört Eylül’de ayakbastı Sivas’a
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Dokuz yüz yirmi de 23 Nisan’da
Egemenlik ilan oldu vatanda
Bağımsızlık yeli esti her yanda
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Anadolu ayaklandı her baştan
Kadın erkek silah kaptı her yaştan
Bir meşale yanar gibi ataştan
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Devrani haykırır sazı kolunda
Nice canlar verdik vatan uğrunda
Tam bağımsız bir Türkiye yolunda
Dediler geliyor Mustafa Kemal
|
|
YORULDUM |
Ne bir mektup yazdın, ne haber saldın
Yollarına baka, baka yoruldum
Bu gün yarın belki gelir diyerek
Şu gediğe çıka, çıka yoruldum
Coşkun çaylar gibi çağladım aktım
Hasret aşkınla bağrımı yaktım
Her yolcu geldikçe yoluna çıktım
Oturup ta kalka, kalka yoruldum
Haberin bekledim uçan kuşlardan
Gözüm görmez oldu akan yaşlardan
Devrani der sorun kara taşlardan
Şu bağrıma çaka, çaka yoruldum
(30.08.1981)
|
|
ZAM |
Akşama zam sabaha zam
Nerelere göçek gardaş
Ölmek bundan daha iyi
Zehir verin içek gardaş
Bastırdıkça bastırdılar
Bütün halkı susturdular
Bir köşeye kıstırdılar
Kuş değiliz uç’ak gardaş
Terkeyledik kenti köyü
Perişandır emmi dayı
Ölmek bundan daha iyi
Zehir verin içek gardaş
Devrani der bu çiledir
Başımıza bir beladır
Gelen gideni aratır
İçimizden seçek gardaş
(16.10.1985)
|
|
HACIBEKTAŞ |
Yurdun her yanından Anadolu’dan
Koştuk geldik Hacıbektaş diyerek
Toroslar’dan, Erciyes’ten, Ağrı’dan
Aştık geldik Hacıbektaş diyerek
Köyde kentte kasabada kalarak
Gelmişten geçmişten ilham alarak
Meydanlarda sazımızı çalarak
Coştuk geldik Hacıbektaş diyerek
Ozanları seslediler tel ile
Seherin vaktinde esen yel ile
Bendinden boşanmış coşkun sel ile
Taştık geldik Hacıbektaş diyerek
Üstadların tokmağında ezildik
Mürşidlerin süzgecinden süzüldük
Arafat’ta kurban olduk yüzüldük
Piştik geldik Hacıbektaş diyerek
Devrani der biz severiz Ulu’yu
Hünkar Hacıbektaş gerçek Veli’yi
Erenlerin badesinden doluyu
İçtik geldik Hacıbektaş diyerek
(16 Ağustos 1985’te Hacıbektaş anma törenlerinde birincilik almıştır.)
|
|
NE ÇIKAR |
İnsanca yaşıyak, insanca ölek
Dövüşten, kavgadan, kandan ne çıkar
Senlik benlik duyguları yok olsun
Boşa düşmanlıktan kinden ne çıkar
Sona ersin Ulusların savaşı
Sulh olalım getirelim barışı
Artık dinsin anaların gözyaşı
Istırapla geçen günden ne çıkar
Özgürlük yolunda yoldaş olalım
Uygarlık yolunda gardaş olalım
Tüm evren bir olsun çağdaş olalım
Geçmişi unutak dünden ne çıkar
Devrani der bir araya gelelim
İnsan haklarını ele alalım
Sevmeyi ve sevilmeyi bilelim
Sen olmazsan sade benden ne çıkar
(16 Ağustos 1988’de Hacıbektaş anma törenlerinde ikincilik almıştır.)
|
|
BİLMEM |
Çoktan uğramadım dostun köyüne
O yar kahırlanıp kütsümü bilmem
Gelip giden yoktur bir haber alam
Benden umudunu kestimi bilmem
Yine perişan mı zülfün telleri
Esip dağıttımı seher yelleri
Sarmaya kıymazdım ince belleri
Elleri bağrına bastımı bilmem
Sordum obasından göçtü dediler
Bilmem hangi yana geçti dediler
Bir hoyrat eline düştü dediler
Âşık Devrani’ye kastımı bilmem
|
|
SAZIMA |
Sazım sensin benim sadık yoldaşım
Verdiğim ikrardan caymadım sazım
Tanrıyı seversen gücenme bana
Dalın kesip için oymadım sazım
Sazım senin ile çok dağlar aştık
Beraber söyledik beraber coştuk
İl ve ilçe, kasabayı dolaştık
Köyleri, kentleri saymadım sazım
Nere gitsem seni bile götürdüm
Nice ulu meclislere yetirdim
Tellerini Avrupa’dan getirdim
El içinde mahrum koymadım sazım
Sazım ben ölürsem başımda ağla
Sarı telin ile çenemi bağla
Devrani’ye hakkın gel helal eyle
Ben senin tadına doymadım sazım
|
|
HABERİM YOKTUR |
Duydum ki sevdiğim gurbet ellerden
Gelmişsinde benim haberim yoktur
Gezdiğin ellerde kendine bir yar
Bulmuşsunda benim haberim yoktur
Şu benim dünyamda bir sen var idin
Bütün ilhamımı senden alırdım
Açılmadık bir tomurcuk gül idin
Solmuşsunda benim haberim yoktur
Bir ah çektim derunimden derinden
Adam vaz mı geçer sevdiği yarden
Âşık Devrani’yi aşk defterinden
Silmişsinde benim haberim yoktur
(04.06.1990)
|
|
|
GİDİYOM |
Altmışıma merdiveni dayadım
Basamak, basamak indim gidiyom
Acı tatlı günler geride kaldı
Elveda dostlarım döndüm gidiyom
Koca dünya daraldıkça daraldı
Çekildi kanlarım benzim sarardı
Sonsuza dek kimin ışığı yandı
Sanki bir mum gibi söndüm gidiyom
Dolu sandım bu dünyayı boş imiş
Umutlarım hayal imiş düş imiş
İnsanoğlu bir yuvasız kuş imiş
Bu daldan şu dala kondum gidiyom
Devrani yorulmam koşarım sandım
Şu yüce dağları aşarım sandım
Sonsuza dek mutlu yaşarım sandım
Feleğin sözüne kandım gidiyom
(16.11.1985)
|
|
|
Bu sahife Aşık Veysel Kültür Derneği genel sekreteri Mustafa Tutal tarafından hazırlanmıştır |
|